Annelik sadece doğurmakla mı olur, yoksa emek ve sevgiyle de anne olunur mu?

Son günlerde Bosch’un Anneler Günü için yayımladığı reklam filmi sosyal medyada büyük tartışma yarattı. Reklamda annelik üzerine konuşan bir kadının aslında çocuğundan değil, evcil hayvanından bahsettiğinin anlaşılması, bazı kişiler tarafından “annelik kavramının değersizleştirilmesi” olarak yorumlandı.

Tepkiler büyüyünce reklamın yayından kaldırıldığı ve konunun yalnızca bir reklam tartışması olmaktan çıkıp “annelik nedir?” sorusuna dönüştüğü görüldü.

Bu tartışmayı yalnızca “annelik budur” ya da “annelik bu değildir” diye kesin çizgilerle ayırmadan, biraz daha geniş bir yerden değerlendirmek mümkün. Çünkü annelik denince akla elbette hamilelik, doğum, uykusuz geceler, hastalıklar, okul telaşı, sorumluluk ve bir çocuğun hayatına eşlik etme hali geliyor. Bunun yeri çok ayrı. Bir çocuğu büyütmenin emeği, yükü ve sevgisi hiçbir şeyle basitçe kıyaslanamaz.

Ama diğer taraftan, bir canlıya gerçekten emek vermek de çok özel bir bağ kurduruyor. Evcil hayvanına bakan, onun hastalığında başında bekleyen, mamasını, sağlığını, güvenliğini düşünen, onunla yıllarca aynı evi ve hayatı paylaşan insanlar da güçlü bir sevgi bağı kuruyor. Belki buna herkes “annelik” demek istemeyebilir ama içinde anne sevgisine benzeyen bir şefkat olduğu da inkâr edilemez.

Burada mesele anneliği küçültmek değil; sevginin, bakımın ve emeğin farklı canlılara da yönelebileceğini kabul etmek olabilir. Bir kişinin evcil hayvanına “çocuğum gibi” demesi, doğum yapan ya da çocuk büyüten annelerin emeğini yok saydığı anlamına gelmeyebilir. Daha çok, baktığı canlıyla kurduğu güçlü bağı anlatma biçimi olabilir.

Tabii ki çocuk büyütmekle evcil hayvana bakmak aynı şey değil. Bunu aynı kefeye koymak birçok anne için rahatsız edici olabilir. Çünkü çocuk sahibi olmak, hayatın bütün düzenini değiştiren ve sorumluluğu ömür boyu devam eden çok büyük bir yolculuk. Hamilelikten doğuma, bebeklikten ergenliğe kadar her aşaması bambaşka bir emek istiyor.

Yine de reklamın vermek istediği mesajın “anneliği değersizleştirmek”ten çok, bakım veren sevginin farklı hallerini göstermek olduğu düşünülebilir. Elbette Anneler Günü gibi hassas bir günde daha dikkatli bir dil kurulması beklenebilir. Ancak evcil hayvanına sevgiyle bakan insanların duygusunu tamamen yok saymak da başka bir uç noktaya düşmek olur.

Anne sevgisi bazen bir bebeği kucağına almakta, bazen bir çocuğun ateşini düşürmek için sabaha kadar uyanık kalmakta, bazen de sana muhtaç bir canlının gözlerine bakıp “ben buradayım” diyebilmekte saklı olabilir.

Bu yüzden konuya yalnızca tepki üzerinden değil, sevgi ve emek üzerinden de bakmak mümkün. Annelik kavramının özel yerini korurken, bir canlıya içtenlikle bakım veren insanların kurduğu bağı da küçümsememek gerekir.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sizce annelik sadece çocuk büyütmekle mi tanımlanmalı, yoksa bir canlıya emek, sevgi ve sorumlulukla bakmak da annelik duygusunun bir parçası olabilir mi?

Evcil hayvanına “çocuğum gibi” diyenleri rahatsız edici mi buluyorsunuz, yoksa bu sevginin başka bir ifade biçimi mi?

Bosch’un reklamı sizce anneliği küçümsedi mi, yoksa bakım emeğini daha geniş bir yerden anlatmaya mı çalıştı?

60 görüntüleme2 cevap